Satürn ve Ötesi

#dur, #otur, #satürn, #satürn, #saturday, #stereo

#bölmek, #balta, #şabat, #parsel, #partner, #parti, #paydos, #pause

#gal, #kal, #kaya, #kayyamanu, #mekan, #kâinat, #kayyam

#Rabguzi, #sekmek, #sektelemek, #sakınmak, #saguš

Özet:

Türkçe ve Sümerce arasındaki bağlar satürn ve sekendiz gibi sözcükler üzerinde gösteriliyor.

  1. Satürn

Dünyamızın bulunduğu Güneş Sisteminde güneşe yakınlığı bakımından altıncı sırada gelen Satürn Sümerlerde yazılı astrolojinin başladıgı çağlarda sonuncu ve en uzak gezegendi.

Milattan Önce Uranüs ve Neptün daha bulunmamışken yedi gezegen var olduğu kabul ediliyordu.

Satürn epey uzak olduğu için gök yüzünde de çok yavaş ilerleyen bir gezegen olduğu izlenimini vermiştir.  Bu izlenim bu gezegene verilen Satürn adın köklerinden başlayarak ta ondan türeyen sözcüklere kadar yansımıştır. Aynı kökeni Far. *suturg, İng. *strong, Skr. *sthira, Yun. *stereos sözlerinde görmekle birlikte burada Türkçemizdeki s-harfin *dur köküyle birleştiğini farkediyoruz. Bu dönüşüm formülüyle Türkçe köklerinden üretilen sözlere başka örnekler verebiliriz:

               okul                                    –> ing. ‘school’

               baltalamak                     –>  alm. ‘spalten’                          

               kor (korku, korlu)          –> ing. ‘scare‘   

               çizmek                                –> ing. sketch; alm. Skizze;

               vs…

Bu kuralı Türkçe dilinde bulunan ‚tur‘ kökenine uyguladığmızda ‚Satürn‘ sözün nereden evrildiği anlaşılır:

dur/tur                               –> Lat. *satürn, Far. *suturg, İng. *strong, Skr. *sthira, Yun. *stereos

Sümer Dilinde de *dur kökü bulunur üstelik. Anlamı oturmak. Bu da hiçte yüzeysel bir benzerlik olmadığı göze çarpıyor kesinlikle.

Satürn kelimesi saturday/şabat gibi sözlerle sıkı bir ilişki içinde. Şabat sözün anlamına bakınca bilinen şudur ki şabat günü Yahudiler tarafından ibadete ve dinlenmeye, hareketsiz durmaya ve işi bırakmaya yönelik kutsadıkları gündür.

Şabat sözü Bâbil dilinde ayın on beşinci günü için kullanılan şapattu(m) veya şabattu(m)dan gelmiştir. Ayın tamamlanıp herkesin dinlendiği dolunay gününü ifade eden şapattu bir dönemin bitişini ve artık gerginliğin yatışması gerektiğini vurguluyordu.

Bundan anlaşılır ki Yahudi geleneği aslında Sümerlerin ay gezegenin konumuna göre ayarladığı yaşamsal kuralların soyutlaşmış bir uyarlanmasından başka bir şey değil. Tevrat’ta Yahve’nin altı günde kainatı yarattığını ve sonrasında da paydos yaptığını anlatan söylencenin bu şekilde öncelikle uzak geçmişe dayanan babil kültürünü unutturdu.

Şapattu/ şabattu sözü için Langdon’un kayıtlarında ‘The word means literally the ‘day which divides the month’, end of a series of days. ‘ bilgisi veriliyor.

Bu da demektir ki şapattu sözün kökünde bölme işlemiyle ilgili bir anlam olması gerek.

Şapattu sözün ikinci hecesi ‘pa’ doğrudan Sümerce ‘ba’ fiilinden bir alıntı. ‚Ba’ fiili Türkçemizdeki bölme, paylaşma işlemine işaret eder.

 Bölme sözün bu kullanış biçimini İngilizlerin                       

‘Take a break’

yada günümüz Türkçesinde                      

‘Yorulmuştu. Biraz kestirmek istedi.’

gibi deyimlerde görüyorüz.

  • *ba kökünden türevler: fr. parsel, parti;  ing. ‘partner‘; Yun. ‘paydos’; Alm. ‘pause’
  • *şabattu  sözünden türevler Ar. ‚sebat‘  – aynı yerde durma, hareketsiz kalma, vaz geçmeme; ‚sabit‘

2. Kayyamānu

Satürn gezegenimiz gökyüzünde duraklıyormuş gibi bir görünüme büründüğünü hatırlayıp adın kendisi de buna işaret ettiğini bulduk:

Dur –> skr. ‘sthira‘ –> satürn

Akadca dilinde Satürn gezegenine ‚kayyamanu‘ adı verilmişti.  Bu dilde bir cismin yerinde durması olayı için ‘ kanu‘ sözü kullanılırdı. Sümer dilinde buna müşterek ‚gál‘ – sıkıca yerinde duran – sözü bulunur. Türkçemizdeki kal, kalıntı, kaya gibi sözlerimizin başka bir hali. Örneğin  

šeš gál –>  yaş kal –> ağlatmak

Akadca ‚kanu‘ fiili  Sümer ‚gál‘ sözüyle aynı anlamı taşıması yanında birşeyin güven altına alınmasını vurgulayabilir. Akadca ‚mukinnu‘ tanık demek. Burada Türkçemizdeki kanıt sözün köklerini görüyoruz. Gerçekten bunun Sümer dilinde de müşterek deyimi var: 

lu-ki-inim-ma‘ ~ tanık –> mukinnu –> kanıtlayan

Burada Sümerce ‚ki‘ toprak/yer, ‘inim’ ise söz, yemin demektir. İkisi bir araya gelince görmek ve gördügünü söylemek anlamı çıkar. Eski Türkçemizde *göz sözün şekli *köz olduğunu anımsayıp bu ‚ki-inim-ma‘ sözüyle karşılaştırdığımızda ‚ki‘ kökenin topraktan başka göz, yada görünen varlığın ve yerlerin tümünü kastettiğini öne sürebiliriz.

‚ki-inim-ma‘ sözün ilk iki heceleri birleşince akadca ‚kanu‘ sözünü elde ederiz.

               ki-inim –>  kanu

Böylece ‚kanu‘ sözünden türemiş olan Arapça ‚mekan‘, ‚kâinat‘, ‚kayyam‘ gibi sözler aslında bizim Ön Türk Dilimiz Sümerce’den geldiğine dair kanıtlar ortada.

Bu kanıtlarımız Sümerce’nin Ön Türk Dili olduğu ispatın kesinleştirilmesini sağlayan yapıtaşlarından birisi olur.

3. Sekendiz

Buraya kadar Güneş sistemimizde bulunan altıncı gezegen için ‚Satürn‘ yada ‚Kayyamanu‘ adların verildiğini öğrendik. Peki biz Türkler ne demişiz, yada Ön Türkler’den gelmiş ve Mezopotamya’ya konmuş atalarımız olarak tanıyabileceğimiz Sümerler ne demiş?

Sümer:                        sag-uš

Eski Türkçe:                sekendiz

3.1

‚Sekendiz‘ sözü dili arıtma çabasında olan buluşçular tarafından icat edilmedi.

Kısasü’l Enbiya İslamiyet’i kabul eden Moğol emiri Nasıruddin Tok Boğa’nın isteği üzerine 1311 yılında Harezm sahasında yaşamış Nasıruddin bin Burhaneddin er Rabguzi veya kısaca Nasır Rabguzi  tarafından Harezm Türkçesinde kaleme alınmış bir yapıttır. O eserde şu satır bulunur:

ol yulduzlar ḳayu turur tėse ayġıl: sekendiz, oŋay, kürüd, yaşıḳ, sewit, arzu, yalçıḳ (KE 66v7) “o yıldızlar nedir derse söyle: Zuhal, Müşteri, Merih, Güneş, Zühre, Utarit, Ay” 2

3.2

Şimdi Sümerce sag-uš ve Türkçe sekendiz sözleri arasında sadece öyle yüzeysel bir benzerlik söz konusu değil.

Sag-uš:

iki morfemden oluşur. Birincisi ‚sag’. Bu morfem baş/kafa anlamında olup Türkçemizdeki sakınmak kökünde yaşıyor. Sakınan birisi düşünen birisidir.

Bunu uš morfemiyle birlikte okursak kafayı uzatmak anlamı çıkıyor.

( Sumerisches Glossar, Friedrich Delitzsch, 1914, S.57 )

‚Satürn‘ bilinen gezegenler arasında en uzakta olduğu ve en yükseklere seken gezegen sanıldığı için ona Sümerler doğal olarak ‚sag-uš‘ adını verdiler.

Bunun dısında ‚sag-uš‘ sabit, sıkı demektir. Bu söz anlam daralmasına uğrayıp Akadca ‚kayyamanu‘ sözünde tekrar ortaya çıkarken hem ‚sabit‘ hem,  ‚başını uzatmak‘ anlamları Türkçemizdeki ‚sek‘ kökünde karşımıza çıkar.

Kaynaklar:

1 – BABYLONIAN MENOLOGIES AND THE SEMITIC CALENDARS BY S. LANGDON, M.A. SHILUTO

READER IN AND PROFESSOR OF ASSYRIOLOGY1 OXFORD FELLOW OF THE BRITISH ACADEMY MEMBRE CORRESPONDANT DE L’INSTITUT DE FRANCE THE SCHWEICH LECTURES OF THE BRITISH ACADEMY I933

2 – Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi Sayı: 9/1 2020 s. 1-25, TÜRKİYE

Araştırma Makalesi IŞIK VE ATEŞ KAVRAM ALANLARININ ORTAK KÖKÜ *YA- VE

TÜREVLERİ* Duygu YAVUZ ÖZ**

3 – Sumerisches Glossar, Friedrich Delitzsch, 1914, S.57

Yazan ve derleyen: Mustafa Şimşek, 11 Ekim 2022

Mustafa Şimşek
Latest posts by Mustafa Şimşek (see all)

Yorum yapın